Sevilla Berberi

Fitbol Dergi müdavimlerine bu sayfalarda hemen her ay dünya futbolundan bir hikaye anlatıyor, sonunda da ülkemiz adına bir ders çıkararak tarihe not düşmeye çalışıyoruz. Eksiklerimiz fazla olduğundan, her sayıda yeni bir konu bulmak pek zor olmuyor. Geçmişe ya da geçmiş başarılara bağlı yaşayan biri değilim ama bu karamsarlığa bir son verip, bizim de bir dönem büyük zaferler yaşadığımızı hatırlatmanın zamanı geldi. 1970’ler, Türk futbolunda üç büyük hegemonyasının yıkıldığı yıllara tekabül eder. Karadeniz Fırtınası Trabzonspor, Türkiye Ligi’ni İstanbul’un üç büyükleri dışında şampiyon tamamlayan ilk takımdır. Fakat Trabzonspor’dan önce bu dominasyonu sonlandırmaya çok yaklaşan başka bir Anadolu takımı daha vardır: Eskişehirspor.

1965 senesinde kurulan Eskişehirspor kadrosunun büyük kısmı, Eskişehir Ticari İlimler Akademisi öğrencilerinden oluşmaktaydı. Okullu gençler, kuruldukları yıl 2. Lig’de şampiyonluk yaşadılar. 1968-69 ve 1969-70 sezonlarını ise 1. Lig’de ikinci olarak tamamladılar. Eskişehirspor, takım kaptanı Fethi Heper’in de gol kralı olduğu 1970 sezonunda, sonradan UEFA Kupası adını alacak olan Fuar Şehirleri Kupası’na katılmaya hak kazandı. Kura çekildi ve Es Es, İspanya’nın güçlü Sevilla takımı ile eşleşti.

Es-Es Efsanesi

İlk maç Endülüs’te, Ramon Sanchez Pizjuan stadında oynandı. Çok daha kolay kazanacağını uman Sevilla, Eskişehirspor’un direnci karşısında bir hayli zorlansa da karşılaşmayı 1-0 galip tamamladı. Yine de, Porsuk nehrinin kenarındaki ikinci maç öncesinde ümitlenmek için yeterli sebep vardı. Zira Kırmızı Şimşekler, o dönem oluşturduğu kadro ile büyük takımların korkulu rüyası haline gelmiş, Eskişehir de ligdeki en zor deplasmanlardan biri olarak nitelenmeye başlamıştı.

Futbolcuların tümü şehrin yetiştirdiği, kendi evlatlarıydı. Kadroda yabancı futbolcu bulunmuyordu. Mümin, İsmail, Doğan, Faik, Abdurrahman, Mustafa, İlhan, Nuri, Halil, Kamuran, Vahap, Fethi, Nihat, Ender. Şehirde herkes kadroyu ezbere sayıyordu. Takım, maçlardan sonra taraftarlarla birlikte Köfteci Ali’ye gidiyor, sokakta dolaşıyor, oynanan ya da oynanacak maçlara dair fikir alışverişi yapılıyordu. Türk futbolunda Anadolu devrimini başlatan ilk takım olan Eskişehirspor efsanesi işte böyle doğmuştu.  

Tarih 16 Eylül 1970. Fuar Şehirleri Kupası ilk turunda Eskişehirspor, 1-0’ın rövanşında Sevilla’yı Atatürk Stadyumu’nda ağırlıyor. Tribünleri dolduran 30 bin ve radyolarının başındaki onbinlerce taraftar, tarihe tanıklık etmek için sabırsızlanıyor. Maç öncesi, matador kılığına giren bir taraftarın, boğa taklidi yapan başka bir taraftarı mağlup etmesi, Amigo Orhan’ın bir sağa bir sola koşarak tüm tribünleri coşturması ve hep bir ağızdan okunan İstiklal Marşı, Eskişehirsporlu futbolculara da inanç aşılamıştı. Bu atmosferde başlayan karşılaşmanın ilk yarısı, Es Es’in yoğun çabalarına rağmen fileleri bulamamasıyla 0-0 sonuçlandı. Kurt hoca Max Merkel ilk maçın ardından Eskişehirspor’u nasıl kilitleyeceğini çözmüş görünüyordu. Soyunma odasında bir konuşma yapan kaptan Fethi, galibiyetin şart olduğunu bir kez daha vurguluyordu.

İstek ve heyecanı artan takım ikinci yarıya da hızlı başlayıp pozisyonlar bulmuştu. Fakat rakip kaleyi yoğun baskı altına alan Eskişehirspor, Sevilla’nın bir kontra atakta golü bulması ile, bitime 10 dakika kala 0-1 geri düştü. Tur için gereken gol sayısı 3’e çıkmıştı ama son düdüğe de az kalmıştı. Artık bir mucize bekleniyordu.

1..2..3…

Taraftarların bir kısmı yenilen golden sonra tribünleri terk etti. Kaptan Fethi, kenara gelerek teknik direktör Abdullah Gegiç’e “Hocam bu maç bitti, istersen beni çıkar da gelecek maçlara bakalım” bile dedi. Gegiç’in “Olmaz Fethi, sahaya dön” cevabı üzerine ileri uçtaki görev yerine dönen Fethi, santradan hemen sonra yaşanan karambolde havalanan topa yaptığı kafa vuruşuyla skoru eşitledi: 1-1. “Gol” sesini duyan seyirciler tribünlere geri döndü fakat kalan sürede iki gol daha atılamayacağını düşündükleri için tekrar dışarı çıktı. 87. dakikada, yine Fethi Heper, bu kez 25 metre mesafeden muhteşem bir şutla Sevilla kalecisini avladı: 2-1. Golden sonra Fethi’nin yanına gelen İsmail Arca “Kaptan keşke bu golü daha önce atsaydın, şimdi hiç zamanımız kalmadı” derken, 3 dakika sonra yaşanacak mucizeden de şüphesiz bihaberdi.

Maçın son anlarında sağ  kanatta topu kapan İlhan, birden depara kalktı, çizgiye kadar indi, ortayı yaptı, Fethi yükseldi, kafayı vurdu ve imkansızı mümkün kıldı: 3-1. Golün santrası bile yapılmadı çünkü maçtan önce “ES ES ES Kİ Kİ Kİ” tezahüratlarını Nazilerin SS’lerine yapılıyor sanarak dehşete kapılan fakat işin aslını öğrenince keyiflenerek son derece başarılı bir yönetim sergileyen Alman hakem Kunze, son düdüğü çalmıştı. Şehir bayram yerine döndü. Eskişehirspor, Göztepe’den sonra, bir İspanyol takımını eleyen ikinci Türk takımı olmuştu. Tamamı Türk futbolculardan kurulu kadrosuyla bir Avrupa devini dize getirmişti. Yani, Barcelona’nın Paris St. Germain’i 6-1 yenmesinden çok önce bu mucize bir Anadolu takımı tarafından gerçekleştirilmişti.

Bugün, milyonlarca avro harcanarak kurulan “büyük” takımlarımız, Avrupa sahnesine ilk defa çıkan, kağıt üzerinde çok daha alt seviyelerdeki rakiplere karşı başarısız oluyor. Çünkü başarı, kendi altyapılarımızın ürünü olan, yetenekli, futbol kültürüne ve ahlakına sahip gençler yerine, 30’lu yaşlarının başına dek Avrupa’da oynadıktan sonra ligimize transfer olan “yıldız” futbolcularla aranıyor. Aidiyet, samimiyet ve kabiliyet gibi değerli liyakat nişanları göz ardı ediliyor. Bu sebepledir ki, 50 yıl önceki lig ikincisi Eskişehirspor Sevilla’yı elerken, bugün Başakşehir rakibi tarafından saf dışı bırakılıyor.

Belki de sorun, Rossini’nin ünlü operası Sevilla Berberi’nde, sevdiği kıza kavuşabilmek için kılıktan kılığa giren Kont Almaviva gibi, başarıya ulaşmak için özünü terk eden kulüplerdedir. İşin aslını öğrenmek içinse gidilecek iki adres, çalınacak iki kapı var: İzmir’de Seyit Mehmet Özkan’ın Altınordu akademisi ve Eskişehir’de Prof. Dr. Fethi Heper’in ofisi.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here