Kalesini Terk Ettiği Halde Boşa Çıkmayanlar

Haziran 2009. Suriye futbolunun bayrak kulüplerinden Karama, İttihad ile şampiyonluk maçına çıkıyor. Lazkiye stadyumu tribünlerindeki 30 bin Suriyeli’nin büyük çoğunluğu üç yıldır şampiyon olan Karama’nın arka arkaya dördüncü şampiyonluğunu kutlamak için orada. İki takım arasındaki rekabet futboldan öte anlamlar taşıyor zira Karama Humus’un, İttihad ise Halep’in takımı ve bu maç adeta bir derbi niteliğinde. Karşılaşmanın ilk 20 dakikası başa baş geçiyor fakat 22. dakikada gelen penaltı golüyle İttihad 1-0 öne fırlıyor. Karama 71. dakikadaki beraberlik golünün ardından da baskısını sürdürüp maçı da mucizevi bir şekilde 90+5’te gelen galibiyet golüyle kazanıyor. Bu maçla şampiyon olan Karama, aynı sezon Suriye Süper Kupası’nı kazanıp AFC kupasında da final oynadı ancak bu tarihten sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı…

O sezon Karama kadrosunda üç kaleci bulunuyordu. Cihad Katsab, Suriye Milli Takım kaptanlığına kadar yükselmiş ve uzun yıllar çeşitli takımlarda forma giydikten sonra geldiği Karama’da şampiyonluklar yaşamış bir kaleciydi. Şampiyonluk maçında kaleyi koruyan Musab Balhus ise adeta bir Karama efsanesi. 2002-2011 yılları arasında aralıksız formasını giydiği Karama’da 200’den fazla maça çıkmış, kulübün, şehrin ve ülkenin futbol ikonlarından biri haline gelmişti.

İki tecrübeli ismin arkasında forma şansı bekleyen biri daha vardı ki O’nun meziyetleri saymakla bitmezdi. Abdulbasit Sarut, 92 doğumlu olmasına karşın ülkenin en yetenekli genç kalecisi olarak nitelendiriliyor ve Suriye genç milli takımlarında çeşitli başarılara imza atıyordu. Yanı sıra Sarut’un sesi de, adaşı ve gelmiş geçmiş en iyi hafız ve Kur’an kârisi olarak kabul edilen Mısırlı Abdulbasit Abdussamed kadar güzeldi. Sarut, bu özelliği ile de dikkat çekiyordu. Humus şehri, bu üç özel insana sahip olduğu için şanslıydı. Fakat rejim karşıtı gösterilerin ilk kıvılcımının çakıldığı ve “Devrimin Başkenti” olarak anılan Humus’un şansı, kısa sürede tersine döndü ve şehir, savaşın acımasız yüzüyle karşı karşıya kaldı.

Suriye Savaşı ve Futbol

Mart 2011. Ülkedeki şartlardan memnun olmayan Suriyeliler, Arap Baharı’nın da etkisiyle çeşitli yer ve zamanlarda toplanıyor, rejimi protesto ediyordu. Gösterilere katılım giderek arttı ve bir süre sonra onbinlere ulaştı. 20 milyon Suriyeli, önce Esad karşıtları ve Esad yanlıları olarak ikiye bölündü. Ardından Esad karşıtları da kendi aralarında bölünmeye başladı. Bu sebeple ülkede “ortak” yapılan hiç bir şey kalmamıştı. Futbol da bu durumdan fazlasıyla etkilendi. Lig maçları iç savaş sebebiyle sağlıklı ortamlarda yapılamamaya başladı ve 2010-2011 sezonu iptal edildi. Devrime destek veren şehirlerin takımlarında forma giyen futbolcular direnişe katıldığından buralarda futbol büyük yara aldı.

Savaş öncesinde popüler futbol yıldızları olan onlarcası mülteci konumuna düşerek ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bazı futbolcular doğrudan cephelerde bazıları ise evlerinde, sokakta ya da herhangi bir yerde kimin tarafından yapıldığı belli olmayan saldırılarda hayatını kaybetti. Hayatta ve ülkede kalanların büyük kısmı formasını giydiği takımlar tarafından kendilerine ödeme yapılmadığı için futbolu bıraktı. Suriye milli takımı 2014 Dünya Kupası elemelerinden diskalifiye edildi ve tarihinde ilk kez FIFA Dünya sıralamasında 152. sıraya kadar düştü.

Abdulbasit Sarut

Haziran 2011. Suriye 23 yaş altı milli takımı Londra Olimpiyatlarına hazırlanıyordu ve eleme maçları için açıklanan kadro bir eksikle çalışmalarını sürdürüyordu. Abdulbasit Sarut, rejim güçlerinin, memleketi Humus’ta yapmış olduğu saldırılardan dolayı kampa katılmamıştı. Sarut, bir süre sonra futbolu da bıraktı ve yerel direnişe katıldı. Güzel sesini, Özgür Suriye Ordusu’na moral-motivasyon olarak kullanmaya karar verdi. Bir dönem Asya’nın en iyi ikinci genç kalecisi seçilen Abdulbasit, sabah sedyeyle yaralı taşırken öğlen çatışmalara giriyor, akşamsa muhalif askerlere moral olsun diye sözlerini kendi yazdığı şarkılar söylüyordu. Sarut, bir tribün amigosu gibi insanları yönetmeye başlamıştı. Saygınlığı giderek artıyor, gün geçtikçe bir kahramana dönüşüyordu. Videoları internette yayıldıkça Abdulbasit miti daha da güçleniyordu.

Rejimin baş düşmanı haline gelmesi fazla uzun sürmedi. Rejim kontrolündeki federasyon tarafından futboldan ömür boyu men edildi. Başına 2 milyon Suriye lirası ödül kondu. İki suikast girişiminden ve bir bombalı saldırıdan sağ kurtulmayı başardı. Dört erkek kardeşi ve amcası rejim saldırılarında hayatını kaybetti ama Abdo, mücadelesini bırakmayı bir an olsun düşünmedi. İki kez ciddi şekilde yaralandı. Zaman zaman hakkında terör örgütü Daeş’e katıldığına dair iddialar ortaya atılsa da Sarut, futbol formalarını ve FIFA kurallarını uyguladıkları için hakemliği yasaklayan Daeş saldırısına bile maruz kaldı. “Futbolcu olduğum için dünyanın her yerini dolaştım. Fakat bana kalırsa özgürlük rahat seyahat etmek değil, düşünce ve ifade hürriyetidir” diyen Sarut’un, varoluşunu yasaklarla açıklayan bir terör örgütüne katıldığına inanan var mıdır sahiden?

Musab Balhus

Sarut’un futboldan men edilmesi, rejimin, devrim yanlısı popüler isimlere yönelik saldırılarının ilki değildi, şüphesiz son da olmayacaktı. Esad’a bağlı güvenlik güçleri, yaklaşık 10 yıldır Karama forması giyen milli kaleci Musab Balhus’u, muhalifleri maddi olarak desteklediği gerekçesiyle 2011’in Ağustos ayında tutukladı. Başta takım arkadaşı Sarut olmak üzere binlerce Suriyeli Balhus’a destek verdi ve bir an önce salıverilmesi talebiyle gösteriler düzenledi. Ancak rejim tarafından tutuklananların çok azı zarar görmeden geri dönebiliyordu ve Musab Balhus’un akibetine dair kimse bilgi vermiyordu. Balhus, deyim yerindeyse kayıplara karışmıştı. Birkaç ay sonra birden bire ortaya çıkıp milli takım kampına katıldı, ardından Balhus’un o sezonu Esad kontrolündeki Şam takımlarından Wahda’da geçireceği “resmi” olarak açıklandı. Balhus, takip eden üç sezon Kuveyt ve Umman takımlarında forma giydi.

Cihad Katsab

Tüm bunlar olurken, rejimin en karanlık binalarından biri olan ve gerek insan hakları örgütleri gerekse eski (hayatta kalabilmiş) mahkumlar tarafından “dünya üzerindeki en berbat yer” olarak nitelenen Şam yakınlarındaki Sednaya askeri hapishanesinde her gün onlarca mahkum işkence sonucu hayatını kaybediyordu. 2014’ün yaz aylarında muhalefeti örgütlediği iddiasıyla göz altına alınan ve bu utanç çukuruna atılan Cihad Katsab ise hücre arkadaşlarının moralini biraz olsun düzeltebilmek için onlara forma giydiği büyük maçlarda yaptığı kurtarışları anlatıyordu. En azından oradan kurtulabilenlerin, ailesine ve sevenlerine söylediği buydu.  Katsab, ülkenin sevilen futbol figürlerindendi ve yıllarını üç direk arasında geçiren bu adamın şimdi dört duvar arasında olması rejim yanlılarına bile mantıklı gelmiyordu. Katsab terörist değildi, evrensel hukuk değerleri dikkate alındığında herhangi bir suç da işlememişti. Demek ki Katsab’ın orada bulunma sebebi, popülaritesi dolayısıyla kitleleri etkileme potansiyeline sahip olmasıydı. Kısacası, futbolcu olduğu için tutuklanmıştı Katsab.

Ekim 2016. Abdulbasit Sarut, herşeyini adadığı özgürlük mücadelesine devam ediyor. Rejimin hedefinde olduğu için sürekli yer değiştirmesi gerekiyor. Yine de bu durum, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’ye gelip, yıllardır Suriye muhalefetini destekleyen Türkiye’nin ve Suriyeli mültecilere kucak açan Türk halkının yanında olmasına engel olmadı.

Musab Balhus, zorunlu sürgün gibi geçirdiği yıllardan sonra evine, Humus’a, Karama spor kulübüne geri döndü. Hapisten nasıl çıktığı ya da Suriye milli takımı 2012 Batı Asya Şampiyonası’nı kazandıktan sonra devlet başkanlığı sarayına gidip Esad ile tokalaştığında neler hissettiği bilinmiyor.

Cihad Katsab ise, Sednaya hapishanesinde maruz kaldığı sistematik işkence sonucunda hayatını kaybetti. Üçü de kaleyi terketti ama hiç biri boşa çıkmadı.

Not: Bu yazıda yer alan kişi ve olayların tümü gerçektir. Tıpkı son 5 yıldır Suriye’de yaşananlar gibi…

Bir Cevap Yazın