Milyon euroların havada uçuştuğu, futbol tarihinin transfer harcaması rekorlarının kırıldığı, gelmiş geçmiş en pahalı futbolcu ünvanının el değiştirdiği kısacası tüketimin tavan yaptığı bir transfer sezonunu geride bıraktık. Her zamanki gibi, parası olan kulüpler en iyi ve geçen sezonun en formda oyuncularını alarak, kadrolarını güçlendirdi. Parası olmayanlar ise zorluklarla boğuşarak bu süreci atlattı. Yine de zengin-fakir rekabetindeki makas bu yıl da çok fazla açılmayacak gibi. Zira transferde “kiralama” metodu birçok kulübün imdadına yetişti.

Kiralayanlar

Aslında mantık, ticaretteki gibi çok basit; nasıl ki bir ev sahibi, satıştan kazanacağı paraya ihtiyacı olmadığından ya da daha sonra değerleneceği ümidiyle evini satmayıp kiraya veriyorsa ve nasıl güzel bir evde oturmak isteyen ama satın almaya gücü yetmeyen biri kiralık ev arıyorsa futbolda da aynısı oluyor. Chelsea, Manchester City, Juventus gibi zengin “ev sahipleri” veya Benfica, Porto, Atletico Madrid gibi ticaret erbabları her sezon en iyi, en kaliteli ve gelişime en müsait futbolcuları transfer ederken, diğerleri kiracı olma sırasına isimlerini yazdırıyor.

Misal, İngiltere Premier Ligi’nde mücadele eden 20 takım, 2016-17 transfer döneminde 1 milyar euro’yu aşan harcamalarının yanı sıra toplam 169 futbolcuyu da başka takımlara kiralık gönderdi. Chelsea 38 futbolcu ile bu alanda açık ara lider. Bu kiralık ordusu içinde, geçen sezonun devre arasında 31 milyon euro ödenerek Fiorentina’dan alınan ve Juventus’a gönderilen tecrübeli Kolombiyalı sağ açık Juan Cuadrado da var, Augsburg’dan 20 milyon euro’ya transfer edilen ve Schalke’ye yollanan Ganalı sol bek Abdul Baba Rahman da… 2 sezon kiralandığı Atletico Madrid’de müthiş bir performans sergileyen Thibaut Courtois örneği ortadayken Chelsea yöneticileri ile bu yöntemi tartışmak akıllıca olmayabilir.

Pep Guardiola’nın gelişiyle taşların yerinden oynadığı Manchester City’de de durum pek farklı değil. Eliaquim Mangala, Stevan Jovetic, Samir Nasri ve Joe Hart gibi yıldız isimler kiralık gönderildi. Adı uzun süre Türk kulüpleriyle anılan fakat transferin son gününde Stoke City’e kiralanan Wilfred Bony de bu listede yer buldu. Gidenlere rağmen Manchester City, şampiyonluğun en büyük adaylarından biri.

Yetenek istiflemek

Alt liglerde kendi isimleriyle rezerv takımları mücadele eden, dolayısıyla kiralık gönderdiği oyuncu sayısı nispeten az olan Alman ve İspanyol kulüplerinin aksine, İtalya Serie A’daki durum da İngiltere’dekine benzer, hatta Çizme’de ölçü biraz daha kaçmış denebilir. 20 kulübün kiralık gönderdiği toplam futbolcu sayısı 478! Son beş yılın şampiyonu Juventus, bu alanda da önde. Juve, tam 51 futbolcuyu başka takımlarda oynamaları için bir (bazılarını iki) yıllığına kiraya vermiş durumda. Onları Atalanta (46), Chievo (35), Roma (34) ve İnter (33) takip ediyor. Üçer dörder düzine kontratlı futbolcusu olan bu kulüplere şaşırdıysanız sıkı durun, çünkü beterin beteri var. 2014-15 sezonu sonunda borçları yüzünden amatör kümeye düşürülen Parma, bu cezadan yalnızca bir yıl öncesine kadar kadrosunda 226 (evet, iki yüz yirmi altı) futbolcu bulunduruyordu.

Başta da bahsettiğimiz gibi; mantık basit. Satın al, kirala, gelişirse as takımda oynat, gelişemezse tekrar kirala ya da sat. Her ne kadar büyük bölümü milyon eurolar kazansa da, her biri birer spor emekçisi olan futbolcuların tabiri caizse “ticari bir meta” gibi alınıp satılması şüphesiz ki futbolun ruhuna ters. Üstelik zengin kulüplerin, oynatmayacağı halde sürekli en iyileri transfer edip adeta yetenek istiflemesi oyunun en önemli özelliği olan rekabetin de ortadan kalkmasına sebep oluyor. Sorunu çözmek isteyen UEFA, bir süredir, kulüplerin kendi ülkelerinden ve kendi altyapılarından yetişen futbolcuların kadrolarda yer almasını teşvik ediyor.

Hemen her ligde kadro kapasitesi için de bir üst limit belirlenmiş durumda. Fakat hiçbiri bu sömürü düzenine kalıcı bir çözüm getirmiyor. İngiltere Profesyonel Futbolcular Birliği Başkanı Gordon Taylor da durumu “acayip” olarak niteleyip, böyle devam ederse küçük kulüplerin üçüncü kişi/kurumlar (sponsorlar, menajerlik şirketleri, konsorsiyumlar) aracılığıyla transfer yapmaya yönelebileceği endişesini dile getiriyor. Her ne kadar bir süredir AP tarafından yasaklanmış olsa da üçüncü şahısların futbolcu bonservislerini elinde bulundurması, halen tartışma konusu.

Kiracılar

Madalyonun öteki yüzünde yer alan kiracı kulüplerin penceresinden bakıldığındaysa kısa vadede işler yolunda görünüyor. Astronomik bonservislerle transfer yapma imkanı olmayan fakat bir şekilde mücadelesini sürdürmek zorunda olan kulüpler, kiralık futbolcu pazarının müdavimleri haline geldi. Ancak bunun da yerel rekabetleri kızıştırırken, büyük takımların diğerleri ile arasındaki uçurumu derinleştirdiğine dair şüphe yok. İşin taraftar kısmında da büyük trajediler göze çarpıyor. Bütün yıl boyunca takımına başarılar kazandırmış bir futbolcunun sezon sonunda ceketini alıp gitmesi en çok taraftarı üzüyor. Yakın dönemden örnek vermek gerekirse, Beşiktaş taraftarlarının Mario Gomez’in takımdan ayrılması sonrasındaki hislerinden bahsedebiliriz. Benzer üzüntülerin, Talisca ve Aboubakar giderse yaşanmayacağının da bir garantisi yok.

Peki, bütün bu anlattıklarımızın öznesi konumundaki futbolcular ne düşünüyor? Başka kulüplerde kiralık oynamak futbolcular için ne anlama geliyor? Tottenham Hotspur’da bir türlü forma şansı bulamayan ve kiralık olarak 9 takımda oynadıktan sonra geçen sezon ortasında 15.7 milyon euro bonservis bedeliyle Newcastle United’a oradan da Crystal Palace’a transfer olan Andros Townsend’i tanıyanlar, kendisine sorabilir. Andros’un babası Troy Townsend ise, “Oğlum Tottenham’da kalsaydı asla bugün olduğu futbolcu olamazdı, kiralık serüvenleri ona çok yardımcı oldu” itirafını yapıyor. Benzer şekilde, performansıyla İngiliz milli takımına kadar yükselen Harry Kane’in de düzenli oynamaya başlamadan önce alt lig takımlarına kiralandığını belirtelim.

Yine de, kiralık aşklar her zaman mutlu sonla bitmeyebiliyor. Kiralayan takım, sözleşmeye “sahibine” karşı oynayamaz ya da “sahibi” kontrat süresince herhangi bir zamanda futbolcuyu geri çağırabilir maddesi koyduğunda işler karışıyor. Futbol dünyası bu meselenin etik olup olmadığını tartışırken, konunun felsefi boyutunda insanın, nasıl olup da cansız bir eşya ya da ticari bir mal gibi alınıp satılabildiği, kolonyal döneme mahsus kölelik anlayışının 21. yüzyıl dünyasında devam edebildiği soruları akıllara geliyor. Bir de, artık mazide kalan, futbolcunun kulübüne olan bağlılığı ve aidiyet duygusu…

Meşhur duvar yazısından esinlenerek bağlayalım; “Kulüp bizim, futbolcular kira”.

Bir Cevap Yazın