Futbolun organizasyonel manada gelişim, değişim ve ilerleme hikayeleri ezelden beri ilgi çekicidir. Hele bir de işin içine romantizm girerse…

Kupanın Tarihi

1910 yılının Mayıs ayında, Arjantin’in Revolución de Mayo (Mayıs Devrimi) adı verilen, 1810’da İspanyol sömürge yönetimine karşı başlatılan bağımsızlık mücadelesinin 100. yıldönümü onuruna bir futbol turnuvası düzenleme fikri ortaya atıldı. Kıtada İngilizlerin katkılarıyla gelişen ve giderek hayran kitlesi artan futbol böylesine önemli bir günü anma adına birebirdi. Arjantin, Uruguay ve Şili milli takımları, “Mayıs Devriminin Yüzüncü Yılı Kupası” adıyla düzenlenen ve Güney Amerika kıtasında ikiden fazla ulusal futbol takımının katıldığı ilk turnuvada bu vesileyle karşı karşıya geldiler. 6 yıl sonra da yine bağımsızlık yıldönümü kutlamaları kapsamında, bu kez Brezilya’nın da katılımıyla ilk Copa America’nın ya da o tarihteki adıyla Güney Amerika Şampiyonası’nın startı verildi.

1916-1967 yılları arasında iki dünya savaşı sırasında bile devam eden organizasyonun, Latinlere özgü konformist yaşam tarzının da etkisiyle, düzenli hale gelmesi epey zaman aldı. Buna rağmen, Avrupalıların benzer bir turnuva düzenlemesinden yıllar önce harekete geçtikleri de bir gerçek. Bahse konu 50 yıl içerisinde, Uruguay ve Arjantin futbol federasyonları arasındaki anlaşmazlık yüzünden turnuvanın 8 yıl (1925-1935) boyunca düzenlenemediği de oldu, aynı yıl içerisinde iki kez (1959-Ekvador ve Arjantin) düzenlendiği de…

1975’te resmi olarak Copa America adını alan turnuva, 1987’ye kadar dört yılda bir, 1987-2001 arasında iki yılda bir, 2001-2007 arasında üç yılda bir ve son olarak da 2007’den günümüze yeniden dört yılda bir oynandı. Bu yıl ise bir istisna. Çünkü kupanın 100. yıldönümü ve organizasyon ilk defa Güney Amerika dışında bir ülkede, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılıyor. Üstelik turnuvaya Güney Amerika Futbol Konfederasyonu (CONMEBOL) üyesi 10 ülkenin dışında ilk kez Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF) mensubu 6 ülke de katılıyor. Peki bunca zahmet neden? Oysa daha geçen yıl Jorge Sampaoli önderliğindeki Şili, tarihi bir başarıya imza atıp şampiyonayı kazanmamış mıydı? Cevap çok basit; daha fazla seyirci, daha fazla para!

Copa America 2016!

Amerikalı futbol otoriteleri, Copa America Centenario’nun “özel” bir etkinlik olması için kolları sıvadığında, dünya kupası tarihinin ortalama seyirci rekoruna (68.991) sahip ABD, kağıt üzerinde, ev sahibi olmaya en uygun ülke olarak duruyordu. Aralarında Rose Bowl, Soldier Field, Citrus Bowl gibi tarihi stadyumların da bulunduğu 10 futbol mabedi de 16 takıma kapılarını açacaktı. Aslında her şey planlandığı gibi gidiyordu. Ta ki bazı şeyler ters gitmeye başlayıncaya kadar…

Önce Neymar ve Luis Suarez’in turnuvada yer almayacağı açıklandı. Sonra da Messi’nin maçlara ilk 11’de başlamayacağı (yalnızca ilk maçta kulübede oturduktan sonra oynadığı tüm maçlara damga vurdu). İlk düdük çalınca gördük ki Haiti, Panama ve Bolivya gibi nispeten zayıf takımların zevk vermeyen futbol anlayışı da ilgiyi azaltıyor. Televizyon reytingleri de iç açıcı değil zira Amerikalı sporseverler NHL Stanley Cup finalleri ile NBA finallerini Copa America’ya tercih ediyor. Kupayı en fazla kez kazanan Uruguay (15) ve favorilerden Brezilya’nın ilk tuırda elenmesi ise işin tuzu biberi oldu. Tabii bir de turnuvanın Euro 2016 ile çakışması var ki kıta Avrupasının tüm dikkat ve konsantrasyonu bu turnuva üzerinde. İtiraf edelim, hiçbirimiz yıldızlar topluluğu Fransa dururken Panama’nın maçını izlemeyiz.

Bütün bunlar bir yana, Copa America Centenario’da herhangi bir maçı stadda takip etmenin bedeli neredeyse küçük çaplı bir servetle eşdeğer! En ucuzunun 40 dolar olduğu grup maçlarının biletleri içerisinde ekstrem örnekler de yok değil. Misal, Ekvador ile Haiti arasındaki B grubu müsabakasını en ön sırada izlemek için 670 doları gözden çıkarmak gerek. Haiti’de kişi başına düşen yıllık gelirin 820 dolar, Ekvador’daki aylık asgari ücretin ise 350 dolar olduğunu da belirtelim…

Futbol A.Ş.

Gerek futbolun kalitesi açısından gerekse tarihi prestiji bakımından birkaç adım ileride olan Avrupa Şampiyonası’nda grup maçlarının bilet fiyatları 28-164 dolar arasındaydı. Çok uzağa gitmeye gerek yok, geçen yıl Şili’de düzenlenen turnuvada Şili-Arjantin karşılaşmasını 11 dolar ödeyip izlemek mümkünken bu yıl aynı maçın biletleri ortalama 193 dolardan alıcı buldu. Organizatörler, bilet fiyatlarının yanı sıra planlamada da ciddi hatalar yaptı. Az seyirciye oynanması muhtemel maçları daha küçük statlara alıp, daha ucuz bilet fiyatları belirleyebilirlerdi. Neticede Amerika’da, 35 milyon Meksika kökenlinin yaşaması dolayısıyla Meksika maçlarının daha kalabalık, buna karşın Ekvador-Peru maçının daha düşük katılımlı olacağını kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Nitekim, Meksika’nın Uruguay ve Jamaika ile karşılaştığı ilk iki grup maçındaki doluluk oranı %92’nin üzerindeyken ve iki maçı toplamda 140 binden fazla futbolsever izlemişken, aynı iki statta (University of Phoenix, Glendale ve Rose Bowl, Pasadena) Ekvador’un oynadığı Brezilya ve Peru maçlarını toplam 65 bin kişi, %38 doluluk oranıyla takip etti.

Yine de, bu satırlar kaleme alındığı esnada oynanan çeyrek final maçlarındaki seyirci sayısı grup maçlarına nazaran artmıştı. Yarı finalde ev sahibi ABD’nin Messi’li Arjantin ile, son şampiyon Şili’nin de bir diğer ev (!) sahibi Meksika’yı gole boğarak geçtikten sonra James Rodriguez’li Kolombiya ile karşılaştığı düşünülürse anlaşılabilir bir artış…

Peki bu absürt durum bize ne anlatıyor? Ali Ece’nin “Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol” kitabında mükemmel özetlediği kültürü pazarlarken pazarlama kültürünün gelişmesi meselesi üzerinden Anglo-Sakson ekolünün zaten var olanı farklı biçimde yeniden satma ve/veya pazarlama hünerinin Copa America özelindeki çöküşünden başka bir şeyi değil elbette. Büyük takımlarla diğerleri arasındaki uçurumun giderek artması, endüstriyel futbolun eline de ciddi bir koz veriyor. Biz futbolseverlerse, elinden gelse yalnızca büyükler arasındaki yarı final/final maçlarını oynatıp geri kalanları es geçecek olan bu düzenin çarkına bilmeden de olsa su taşıyoruz.

Futbolu, en azından bir süreliğine, kendi haline bırakmazsak yüzüncü yıldönümlerine özel etkinlikler kısa zaman sonra yüzyıllık yalnızlıklara dönüşebilir.

Bir Cevap Yazın