“Mevzu şu ki ifrat ile tefrit arasında sürüklenip gidiyoruz. Anında birilerini asmaya çalışıyoruz veya göklere çıkarıyoruz. Oysa sakin olup yorumlanmalı”. Mehmet Topal’ın eline çarpan ya da eliyle aldığı top ile ilgili tartışmalar sürerken ilk aklıma gelen yukarıdaki cümle idi. O dakikada aslında kimin olduğu önemli değil? Hangi formayı giydiği de… Sadece içimizdeki öfkeyi kusacak tüm nefretimizi üzerine yığacak bir obje bulmanın rahatlığıyla azıcık sakin kalsak kurmayacağımız binlerce cümle sarf ediyoruz. Sadece o anlar ve biz o an için karar verip anında hükmü uygulamaya geçiyoruz.

Biz kendisinden razıyız!

Hiç kendinizi Mehmet Topal’ın yerine koydunuz mu mesela? Orada siz olsaydınız ne yapardınız? Nabız bilmem kaç iken hemen sakin kalıp hakeme gidip ‘iptal et’ diyebilir miydiniz? İşyerinizde buna benzer bir olayda kaç kez sesiniz çıktı? Kaç kez böyle davrandınız? Ben sınanmadığım günahın masumu değilim. Mehmet Topal kadar da yapabilir miydim hiç emin değilim. Kendisinin beyanı esastır benim için. Böyle bir anlık bir mevzu için de tanıdığım, bildiğim, pazarlama rüzgarına kapılmayıp sakin göllerin kuğusu olmayı seçen Mehmet Topal’dan vazgeçmem…

Neden vazgeçmediğimi daha iyi anlatmak için hayat hikayesine de dönüp bakmak şart. Babası Kadir Topal’ın “Biz kendisinden razıyız” cümlesi benim için çok büyük önem taşıyor. İspanya’ya da gitse, Malatya merkezde Hanımın Çiftliği beldesindeki Merkez Camii’ne yardım edip duyulmaması için ant verdiren bir adamdan bahsediyoruz sonuçta. Fitbol Dergi için yazdığım Mehmet Topal denemesi de oyuncuya dair fikir yürütmek isteyenler için bir veri sayılabilir aslında…

“Mehmet Topal Malatya’da yetişti. Okumuyordu, ben de sinirlenip her gün dövüyordum. Liseyi bitirdi. Cenab-ı Allah kendisine yardım etti, işte futbolcu oldu. Biz kendisinden razıyız. Bütün dünya Mehmet’ten razı. Mehmet’i herkes seviyor. Mehmet şımarık değil, efendi” diyordu Kadir Topal oğlu Mehmet Topal için. Yediği dayaktan bıktığından mı yoksa başka bir çıkış yolu bulamadığı için mi bilinmez ama Mehmet Topal çareyi meşin yuvarlağın peşinde koşmakta bulmuştu.

Malatya’da seçmelere girdiğinde çok ama çok büyük bir sıkıntısı vardı. 38 numara ayaklarına giyecek bir kramponu yoktu. 3 numara büyük emanet kramponların içine gazete kağıdı doldurup sahaya çıktığında çaresizliğin ne demek olduğunu bilen bir adam en zor şartlarda kendini seçtirmenin bir yolunu buluyordu.

Otogara nasıl gidebilirim?

Malatya’dan yolu Çanakkale Dardanelspor’a düştüğünde ise 13 yaşındaydı. Annesi çok büyük zorluk çıkarmıştı, Mehmet’inin gitmesini istemiyordu. Oğlundan kopmak istemiyordu. Mehmet Topal günlerce annesine dil döküp iznini almış öyle düşmüştü yola. Bir hayali vardı ve bu ideal uğruna her acıyı çekmeye hazırdı. 3 ranzalı 6 arkadaşın kaldığı odada üç ya da dördüncü gün Mehmet Topal kulüpte telefonlara bakan çocuğa otogarın yerini sormuştu. Eşyalarını toplarken bir arkadaşı gördü Mehmet’i. Mehmet, “Otogara, bir akrabamı karşılamaya gidiyorum” dese de inanmadı arkadaşı. Peşinden gitti. Mehmet’e yetenekli olduğunu, güzel günler göreceğini, umudunu yitirmemesi gerektiğini anlattı uzun uzun. Hayalinden vazgeçmesini önledi Mehmet’in. Türk futbolunun Mehmet Topal’ı yitirmemesinin gizli kahramanı onu otogardan çeviren müzakereci arkadaşıydı işte…

Çanakkale Dardanelspor’da geçirdiği 4 yılın ardından Galatasaray’a transfer olan Mehmet Topal Malatya’da yaşayan akrabaları ve doğup büyüdüğü mahallesindeki tanıdıklarını yani ‘geldiği yeri’ hiç unutmadı. Annesinin “Allah seni iyilerle karşılaştırsın” duası da hep aklındaydı. Yolu İspanya Valencia’ya düştüğünde en büyük yardımcısı genç oyuncular için en ‘iyi’lerden biri olarak değerlendirilen Unai Emery idi. Mehmet Topal, “Ama İspanya’da çok fazla şey öğrendim. Özellikle Unai Emery hem saha içinde hem de saha dışında yapmam gerekenler açısından benim için çok yol gösterici oldu. Onunla ilişkilerimiz abi-kardeş gibiydi. Saha içi açısından bakarsak, Emery benim ofansa daha fazla katılmamı, şut atmamı istiyordu ve bu anlamda kendimi geliştirmemi sağladı. Bazen özel görevler veriyor, rakip takımın bir oyuncusunu durdurmamı istiyordu. Zaman zaman defansta da görev veriyordu. Duran toplarda ve yan toplarda bana ayrı çalışmalar yaptırıyordu. Bu özel ilgi de özgüvenimi artırıyordu. Şimdi çok daha sakin bir kafayla maça çıkabiliyorum” diyerek anlatıyor Valencia günlerini.

La Liga’da deplasmanda Racing Santander ile karşılaşan Valencia’da Mehmet Topal’ın girdiği bir pozisyonda rakibiyle kafa kafaya çarpıştıktan sonra hastaneye kaldırılması yol haritasının belirlenmesi açısından önemli bir kavşak oldu. Baba Kadir Topal, “Görüntüleri internetten izledik. Sabaha kadar hepimiz ağladık. Hiçbirimiz uyuyamadık. Gitmeyi düşünüyorum. Pasaportu çıkartabilirsem, gideceğim” diyordu. Oğluyla ilk görüşmesinde memlekete dönmesini, artık yurt dışında oynamamasını istedi. Belki de Valencia’dan sonra Mehmet Topal’ın yurt dışı macerasına devam etmemesinin nedeni işte bu sözlerde yatıyordu. Hayatı boyunca anne ve babasının hayır duasını alıp ‘razı’ etmeyi amaçlayan Mehmet Topal Fenerbahçe’nin teklifini kabul ediyor ve memlekete dönüyordu.

Sakin gölün kuğusu

Galatasaray’da oynadıktan sonra Fenerbahçe’ye giden ya da Fenerbahçe’de top koşturup Galatasaray’a transfer olan futbolcular birer öfke ve nefret objesi haline gelirler. Nadir kişilikler bu tanımlamaya girmez ve her iki kulüp taraftarınca da bağırlarına basılır. Aslında böyle olabilmek bir meziyetten öte bir karakter meselesidir. Yüzünde öfkenin, nefretin, hasedin, kıskançlığın zerresini göremeyeceğiniz Mehmet Topal, olduğu gibi bir adam işte. Riyadan, abartıdan, kendini önemsemekten uzak yalnızca işini yapan satış ve pazarlamanın olmazsa olmaz sayıldığı bir dönemde sakin bir gölün kuğusu olmayı seçen, nevi şahsına münhasır bir adam Mehmet Topal.

Eşi Selda Topal ile 5 yıldır düzenledikleri ‘Huzurevi Buluşmaları’nın fotoğraflarını internetten aratıp bir bakın lütfen. Nasıl içten nasıl sade yalnızca istediği için böyle bir organizasyon düzenlediğini belki de en iyi o fotoğraflara bakarak anlarsınız. Her türlü hayır işinde en önde olup bununla ilgili hiçbir cümle kurmayan ne halkın ne de medyanın gözüne sokmayan bir adamdan bahsediyoruz. Bu yüzyıla ait değerleri elinin tersi ile itip kendi hikayesinin peşinde koşan, genç ve yetenekli futbolcuların İstanbul’da şımarmamaları için teslim edildiği bir “Adam“.

Kolay kolay bir oyuncu ile aidiyet kurmam. Hele günümüzde endüstriyel futbol arma, forma, ruh dinlemezken adanmışlık aramak acı çekmeye talip olmaktır. Fenerbahçe, geçen yıl Osmanlıspor maçında berabere kalıp şampiyonluk şansını başka bahara bırakınca orta sahada yere çöküp gözyaşlarına boğulan ve “tribünlerde bir çocuğun bakışını gördüm, dayanamadım” diyen Mehmet Topal’ın sahiciliğini sevdim ben. Hayatım boyunca kartlarımı hep açık oynadım. İstesem de beceremezdim. Ne hissetiysem yüzümden okunurdu çünkü. Belki de bu yüzden sevdim Mehmet Topal’ı. İçinden geldiği gibi davrandığı için. İspanya’ya da gitse Malatya merkezde Hanımın Çiftliği beldesindeki Merkez Camii’ne yardım edip duyulmaması için ant verdirdiği için mesela…

 

Bir Cevap Yazın