Spor Toto Süper Lig’in son dönemecine girilirken, şampiyonluk yarışı içerisindeki tüm takımlar 20. hafta müsabakalarında puan kaybetti. Önce Beşiktaş, zinde ve hazır Karabükspor karşısında üç puan bıraktı, ardından Başakşehir Kasımpaşa’da bozguna uğradı. Fenerbahçe’nin de Bursaspor’la berabere kalması sonrasında tüm gözler Galatasaray’a çevrilmişti. Teknik direktör Jan Olde Riekerink’in son şansı olarak gösterilen Kayserispor maçı 2-1 kaybedilince Galatasaray yönetimi “Riekerink Bey”in biletini kesti.

Riekerink Dönemi

Galatasaray’ın Riekerink’i göndermesine kadar yaşananlar her sezon, birçok takımda olan şeyler gibi. Ancak bazı net hatalar ve eksikler de göze çarpmıyor değil. Her şeyden önce Galatasaray’ın Riekerink’i hangi şartlarda ve hangi dönemde göreve getirdiğini hatırlamak gerek. Geçen sezonun son bölümünde takımın başında çıktığı 9 lig maçında 3 galibiyet 3 beraberlik ve 3 mağlubiyet alan Hollandalı, iki galibiyetini ligin fiilen bittiği son iki haftada aldı. Kupada ise Rizespor karşısında bireysel yetenekler sayesinde finale yükselmeyi başardı. Tek maç üzerinden oynanan Türkiye Kupası finalini kazanması belki yönetimi yanıltmış olabilir, ancak Riekerink’in Galatasaray seviyesinde olmadığı en başından belliydi. Özetle, ilk ve en bariz yanlışı, geçici başladığı görevi, aslen bir alt yapı antrenörü olan ve A takım tecrübesi bulunmayan Riekerink’e kalıcı olarak veren Galatasaray yönetimi yapmıştır. Elbette Ağustos ayında yine bireysel beceriyle kazanılan Süper Kupa da bu yanlışı perçinledi.

Hollandalı’nın Türkiye ligini tanımaması, futbolcular üzerindeki otoritesinin ve taktik bilgisi ile genel yönetim becerilerinin sınırlı olması gibi sebepler, futbol kamuoyunun gözüne her geçen gün daha fazla batmaya başladı. Nihayetinde şampiyonluk yarışının sürdüğü bir dönemde, ligin 20. hafta fikstürü biterken Riekerink’in görevine son verildi. Yönetimin ikinci yanlışı da burada başladı. Hollandalı’nın bu rekabet için yeterli olmadığı sezon başında görülüp, başka bir teknik direktör ile (misal Tudor, o dönemde müsaitti) anlaşılabilirdi. O olmadı, en azından ligin devre arasında Riekerink ile yolları ayırıp, ikinci yarı için başka bir seçenek bulunabilirdi. Böylece yeni hocaya da bir kaç transfer yapma imkanı tanınabilirdi. Bu da yapılmadı…

Tudor Ne Yapacak?

Rakiplerin de puan kaybettiği bir haftada yani aslında fazla bir şey değişmemişken, üstelik Riekerink’ten daha iyi bir iş çıkarıp çıkarmayacağı belli olmayan bir isme tüm şampiyonluk umutlarını bağlamak da bir diğer yanlış. Sezona ve ikinci yarıya başka bir takımla başlayıp, transferini kendi yapmadığı, sistemini kendi kurmadığı bir takımın başına gelen Tudor’un üzerinde çok büyük bir baskı oluşacak. Birçok spor yazarının aksine, meselenin etik bir boyutu olduğunu düşünmüyorum. Ancak PAOK ve Karabükspor örneklerinden de aşina olduğumuz üzere, büyük takım çalıştırma tecrübesi bulunmayan ve gerek teknik-taktik gerekse camia olarak takımdan beklentilerin bir anda tavan yaptığı bir atmosferde neler yapabileceği muamma olan Tudor’un hele de bitime 14 hafta kalmışken göreve getirilmesi de bu sebeple yanlış.

Konuya en alakasız taraftan yaklaşanlar, Tudor’un idmanlarının çok ağır olduğunu ve Galatasaray’da çok fazla sakatlık (!) yaşanacağını iddia edenler, yanılıyorlar mı yoksa haklı mı çıkacaklar bunu zaman gösterecek. Fakat Tudor gibi futbolculuk döneminde üst düzey olan, kısa hocalık kariyerinde taktik bilgisi ışık verse de henüz kendisini kanıtlayamamış bir ismin, Wesley Sneijder, Lukas Podolski, Bruma, Selçuk İnan ve Yasin Öztekin gibi geçmişte sorun çıkarmış isimlerle nasıl geçineceği de önem arz ediyor. Bugüne kadar gördüğümüz Tudor’un, takım içinde disiplinsizliklere müsamaha göstermeyeceğini tahmin etmek zor değil. Yine de başarının sırf bu sebeple kendiliğinden geleceğini ummak saflık olur.

Son olarak Galatasaray taraftarının yönetim üzerindeki etkisine de değinmek gerek. Zira hem sezon başında “Riekerink Bey Diyeceksiniz” pankartı üzerinden hocaya sahip çıkarak yönetime bu yönde olumlu mesaj göndermeleri hem de Beşiktaş’ı mağlup etmesi ve sempatik tavırları sebebiyle bilhassa sosyal medya üzerinden pompaladıkları algıyla Hırvat Igor Tudor’un göreve getirilmesindeki rolleri azımsanamaz. Yine de, popülist ve günlük politikaların futbolda uzun ömürlü olmadığını, Galatasaray yönetimine birilerinin hatırlatması gerekebilir…

 

Bir Cevap Yazın