Dünya futbolunda söz sahibi olan bir ülke değiliz. Ligimizin de futbol coğrafyasında fazla takip edilen bir lig olduğunu söyleyemeyiz. Ama öyle bir değerimiz var ki, dünyanın en başarılı, en ünlü kulübünde, dünyanın en üst düzey futbolcularıyla birlikte forma giyiyor ve attığı bir golle ya da yaptığı bir asistle Meksika’dan Çin’e, Afganistan’dan Senegal’e dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanı ayağa kaldırıyor. Bu isim, Arda Turan.

30 Ocak 1987’de doğduğu semt olan Bayrampaşa’nın Altıntepsi Makelspor futbol takımında oynamaya 8 yaşında başladı. 12 yaşında, efsanesi olacağı Galatasaray altyapısına girdi ve hayranı olduğu Gheorge Hagi tarafından A takıma alınana kadar genç takımda 56 maça çıkıp 12 gol attı. Buradan sonrası ise herkesin malumu: Manisaspor’a kiralandığı dönem, Gerets, Feldkamp, Rijkaard ve Hagi yönetimlerindeki Galatasaray kadrolarında sergilediği performans, 12 milyon euro’ya transfer olduğu Atletico Madrid’de geçirdiği dört ışıltılı sezonun ardından yasaklı olmasına ve altı ay oynatamayacağını bilmesine rağmen Barcelona’nın 34 milyon euro ödeyerek onu kadrosuna katması…

Peki, 20 yıl önce top toplayıcı olarak Hagi’nin golüne sevinen küçük çocuk, nasıl oldu da 20 yılda futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kadrosunun yıldızlarından birine, Arda Turan’a dönüştü? Bu soruya muhtemelen Arda’nın alt yapı hocaları, ailesi, arkadaşları, sevenleri ve sevmeyenleri farklı farklı cevaplar verecektir. Biz ise O’nun lider özelliklerinden bahsedeceğiz.

Semt Kültüründe Pişti

Her şeyden önce Arda, lider doğmuştur. Neden mi? Çok basit. Çünkü O, ‘semt kültürü’ içinde büyümüş, yetişmiştir. Semt kültürü, malum, insanların mahallelerde, az katlı binalarda yaşadığı, herkesin herkesi tanıdığı, sokakların otomobillerce işgal edilmediği ve arsalarda top oynanan günlerden kalma geleneksel bir terim. Günümüzde yerini çok katlı sitelerde birbirinden habersiz yaşayan insanların oluşturduğu metropol kültürüne bıraktığı için bağ kurmakta zorlanabilirsiniz. Ama Arda, yıllardır Madrid ve Barcelona gibi harikulade şehirlerde yaşıyor olmasına rağmen bu bağını koparmış değil. İsmi, Bayrampaşa’da doğup büyüdüğü caddeye verildi. Tüm komşularının faturalarını ödüyor. Türkiye’ye geldiğinde eski mahallesine uğramadan dönmüyor, kahvede çay içiyor, bakkala hal hatır soruyor, çocuklarla sohbet ediyor. Bunun karşılığında kazandığı şey ise sempati ve saygı.

Arda halkın içinden biri. Bu yüzden 12 yaşındaki bir çocuk “Ne Messi, ne Ronaldo, ne de Pele. Ben Arda abi gibi bir futbolcu olmak istiyorum” diyor, Arda’yla kendisi arasında bağ kurabiliyor. O’nun Barcelona’daki yaşam tarzı da farklı değil. Yanında, ev işleriyle ilgilenen, yemek yapan Türk bir hanımefendi çalışıyor. Bir röportajında “küçükken konsol kiralayıp evde arkadaşlarla oynardık, şimdi tek fark, konsol kendimizin” demişti mesela. Arda’nın evi hiç boş kalmıyor, arkadaş çevresi ve ekibi sürekli yanında. Yakın dostları, tercümanı ve aile üyeleri dışında Türkiye’den de sürekli gelen gideni oluyor. Aralarında akranı olmayanlara da rastlamak mümkün. Şüphesiz bu, O’nun herkesçe sevilmesinden, daha doğrusu karizmasından kaynaklanıyor. “Oyunlarda aldığım takımdı” diye nitelediği kulübü Barcelona’nın Arda’ya ithafen hazırladığı kısa belgesele konuşan arkadaşı Fatih de bu karizmaya atıfta bulunarak, “Küçükken bizi bir lider gibi yönetirdi” diyor.

Toplumsal Olaylara Duyarlı

Arda Turan’ın, tanıdığımız diğer ünlü liderlere benzer şekilde haksızlıklara tahammül edemeyen bir yapısı var. Sahada zaman zaman hırçınlaşması hatta bir keresinde futbol ayakkabısını fırlatması da bu özelliğinden ötürü. Başka bir çocukluk arkadaşının anlattığına göre, bir gün mahalle takımına forma yaptırma konusu gündeme geliyor. Arda, tüm çocuklardan belli bir miktar para topladıktan sonra bu arkadaşına gelip diğerlerinden daha fazla para istiyor ve sebebini “Senin durumun onlardan iyi” diyerek açıklıyor. Arkadaşı bunu kabul etmeyince de takımdan kovuyor. İlerde güçlü bir karakter ve ahlaklı bir sporcu olacağının ispatı gibi adeta…

Fırsat buldukça zihin dünyasının ufuklarını açacak kitaplar okuyor, İspanyolcasını geliştirmeye çalışıyor. Arda, alışkın olduğumuz etliye sütlüye karışmayan bir futbolcu profili çizmiyor. Toplumsal olaylara duyarlılığı, siyasete ilgisi var. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere siyasetçilerle arası iyi. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile de sıkı dost oldukları biliniyor. Bu özelliği zaman zaman tepki çekse de, asla geri adım atmıyor Arda.

Önünde futbol oynayacağı daha uzun yıllar olmasına, Barcelona’yla Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu yaşamak ve Türk Milli Takımı ile Dünya Kupası’nda forma giymek istemesine rağmen şimdiden Türkiye Futbol Federasyonu’na başkan olma hedefini açıklıyor.

Milii Takım Herşeyden Önce Geliyor

Yeri gelmişken Arda Turan’ın, kaptanı olduğu Türkiye A Milli Futbol Takımı ile ilişkisine de değinelim. 12 yaşından beri çeşitli yaş kategorilerinde milli formayı terletiyor. Fatih Terim tarafından, Ağustos 2006’da Lüksemburg ile oynanan özel maçın kadrosuna çağrıldı ve bu maçta ilk defa A milli takım forması giydi. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki performansı ile ay yıldızlıları yarı finale taşıyan oyuncuların başında geliyordu. “Milli takım benim için her şeyden, hatta Galatasaray ve Barcelona’dan bile önce gelir. Çünkü insan, ülkesi için yaptıklarını yalnızca sevdiği, öyle hissettiği için yapar” diyecek kadar milli hassasiyetleri yüksek olan Arda Turan, 31 Mart 2015’de yine Lüksemburg’a karşı oynanan bir maçta sahaya ilk defa kaptan olarak çıktı.

Son maçın son dakikasında attığımız serbest vuruş golüyle katılmaya hak kazandığımız 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda ise işler tersine döndü. Arda Turan liderliğindeki millilerimiz ilk maçta 14 futbolcusu Avrupa’nın 5 büyük liginde top koşturan güçlü Hırvatistan karşısında sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Ardından son sekiz yılda bir Dünya Kupası, iki de Avrupa Şampiyonası kazanmış yıldızlar topluluğu İspanya maçı da kaybedilince, ülkemizin tipik sorunlarından biri baş gösterdi ve kaptan Arda Turan, bir kaç arkadaşı ile birlikte “başarısızlığın sorumlusu” ilan edildi.

Matematiksel olarak şansımız devam ettiği halde milli takımda prim tartışmaları başladı. Barcelona’dan yılda 8 milyon euro kazanan Arda, prim pazarlığı yapmakla suçlandı.Dahası, bilinçli olarak oynamadığı, yani takımı sabote ettiği iftirasıyla bile karşılaştı. Türkiye adına utanç verici bir şekilde kendi seyircisi tarafından ıslıklandığında, ona İspanyol taraftarlar sahip çıktı. Şampiyona sonrasında yaklaşık beş ay boyunca milli takıma çağrılmadı. Üçü resmi biri özel olmak üzere toplam dört maçta bu sebeple oynayamadı. Fakat O, tam bir lider olgunluğuyla bütün bunların üstesinden gelmeyi başardı.

Eleştirilere Sahada Cevap Verdi

2016-17 sezonunda bu kez de takım performansı eleştirilmeye başladı. Üstelik bu sefer eleştirenler arasında İspanyol medyası da vardı ve Arda’nın Barcelona’da oynayabilecek kapasitede olmadığını iddia ediyorlardı. Tüm kariyeri boyunca yaptığı gibi, bir kez daha herkese ve her şeye cevabını sahada verdi; önce Şampiyonlar Ligi’nde ardından da İspanya Kral Kupası’nda hat-trick yaparak hakkındaki iddialara noktayı koydu. Müthiş performansı sonrasında transfer dedikoduları bile yayıldı. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz…

Arda’nın sosyal medyada da milyonlarca takipçisi var. Fakat takipçilerinin “Arda Turan’ı Sevenler Kulübü” olmadığı da bir gerçek. Milli futbolcunun başarısız olmasını, gözden düşmesini, tökezlemesini bekleyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Başarılı liderlerin ortak özelliklerinden biri de bu değil midir zaten? Her zaman kıskanan, kendi eksikliğini giderip yükselmek yerine öndekini geri çekmek isteyen birileri muhakkak olmuştur.

Arda’yı saha içinde ve dışında yıkamayanlar, O’nda kusur bulamayanlar tabiri caizse bel altına vurmakta bir beis görmüyorlar ama yine de emellerine ulaşamıyorlar. Zira Arda Turan, futboluyla, sempatikliğiyle, zekasıyla, adalet duygusuyla, karizmasıyla, merhametiyle ve bize sıcak gelen diğer tüm meziyetleriyle taraflı tarafsız herkesin gönlünde çoktan taht kurdu. Yürüyedur “Koca Kafa”…

Bir Cevap Yazın