İstanbul Başakşehir  Futbol Kulübü, süper lige yükseldiği ilk günden bu yana muhteşem bir performans grafiği çiziyor. 1959 yılından bu yana oynanan ligde artı averaja sahip 8 takımdan biri ve son yıllarda üst sıraları zorlamaya başladı. Geçtiğimiz sezonu dördüncü tamamladılar ve bu sezon da, 17 maç geride kalırken namağlup lider durumdalar. Son olarak kümede kalma mücadelesi içinde yer alan ve yeni teknik direktörü Sergen Yalçın’la ilk maçına çıkan Kayserispor’a zorlanmadan 5 gol attılar.

Proje takımı olması, taraftar ya da camia baskısından azade kalması, belirli bir plan çerçevesinde ilerleyen ve son derece düzgün yönetilen bir kulüp kimliğinin oluşmasında belirleyici etkenler. Ve ilk defa bu sezon ilk 3 ya da 4. sıra hedefi geliştirildi. Son günlerde sıklıkla Bursaspor’a ya da Leicester City’e benzetiliyorlar. Aslında bu benzetmeler bir noktaya kadar haklı. Üç örnekte de, büyük takım tecrübesi olan futbolcular, ligin tecrübelileri, kaliteli gençler ve doğru yabancıların karışımı kadrolar karşımıza çıkıyor. Başakşehir’in farkı ise başarı seviyesini yavaş yavaş artırması ve bu noktaya kadar gelmesi. Yani istikrarlı yükselişi…

Başakşehir birkaç maçlık ya da yarım sezonluk bir parlamanın meyvesini toplamıyor bugün. Tam aksine, doğru planlama sayesinde buradalar. Devre arasında yaptıkları İrfan Can Kahveci ve Egemen Korkmaz transferlerine bakmak bile yeterli aslında. Yönetim, takımın neye ihtiyacı olduğunu futbol projesinin başında bulunan Abdullah Avcı’ya soruyor ve aldığı cevaba göre transfere girişiyor. Yönetici çekişmesi yok, Teknik Direktör egosu yok, Menajer oyunlarına prim vermiyorlar, transferde hata yapmıyorlar ve Cengiz Ünder, İrfan Can Kahveci gibi yıldız olma potansiyeline sahip gençleri bu sayede cezbediyorlar. Böyle bir sistemde başarısız olmak pek de mümkün değil zaten.

Başakşehir’i Bekleyen Tehlike

Yine de Başakşehir’i bekleyen birkaç tehlikeden de söz edilebilir. Bunların başında “rehavet” geliyor. Süper Lig’deki yalnızca 9. sezonunu geçiren Başakşehir, konu şampiyonluk olduğunda toplamda 53 kez bu sevinci yaşamış Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray karşısında tedbiri asla elden bırakmamalı. Bu hususta, geçmiş yıllardan Kocaelispor ve Sivasspor örneklerini vermek mümkün. 3 Büyükler’in ligimiz üzerindeki dominasyonunu kırmak son derece ciddi bir motivasyon ve konsantrasyon gerektiriyor ve bir anlık bir rehavet bile tüm emeklerin çöpe gitmesi anlamına gelebilir.

İkinci olarak, ligin zorluk seviyesinin ikinci yarıda değişeceğinden bahsedebiliriz. Gerek düşme hattındaki takımlar, gerekse üst sıraları hedefleyen takımlar, her yıl olduğu gibi bu sezon da ligin ikinci yarısında işi daha sıkı tutacaklardır. Bu da maçlarda daha az hata, daha fazla mücadele gücü olarak karşımıza çıkacaktır. Yine geçmiş yıllardan Sivasspor örneğinde olduğu gibi, Başakşehir’in de kendi oyun sisteminin dışına çıkarak maç kazanması beklenecek. Zira rakipler, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’a karşı nasıl oynuyorsa, Başakşehir’e karşı da öyle oynamaya başlayacaktır.

Son olarak da kısıtlı kadro seçeneklerine değinmek gerekiyor. Bugün ortalama bir Türk futbolseverin bile Başakşehir’in kadrosunu en azından 5-6 futbolcusunu rahatlıkla sayabileceğini tahmin edebiliriz. Ancak kadro genişliği ve pozisyon opsiyonu şampiyonluğu getiren veya götüren bir faktör. Bugün Emre Belözoğlu kart cezalısı olsa, Marcio Mossoro ve/veya Edin Visca sakatlansa Başakşehir’in oyun kalitesinde ciddi düşüşler gözlenebiliyor. Kulübeden gelenin sahadakini aratmadığı bir kadro, şampiyonluk için olmazsa olmaz kuralların başında geliyor ve Başakşehir, şu an için bu lükse sahip değil.

Yine de, futbolseverler olarak, ligimize renk katan bu güzel takımı dikkatle izlemeli, projeye ve sahadaki futbola övgü düzerken cömert davranmalıyız. Ülke futbolunun gelişimine katkıda bulunan herkese yapmamız gerektiği gibi…

Bir Cevap Yazın