Ankara’da oynanan ve 1-1 biten Gençlerbirliği maçıyla birlikte Beşiktaş’ın futbolunda gözle görülür bir düşüş başladı. Bu maç aynı zamanda sezona “fişek” gibi giren Caner Erkin’in de sakatlığı sebebiyle kaçırdığı ilk maçtı. Anderson Talisca’nın sakatlık haberi de gelince Beşiktaş bu tarihten sonra oynadığı tüm maçlarda benzer sıkıntılar yaşamaya başladı.

Yaklaşık iki aydır süren bu sorunların başındaysa gol kısırlığı geliyor. Beşiktaş, rakip kaleye gitmekte ve gol bulmakta çok zorlanıyor. Bunun da en büyük sebebi hücum oyuncularından beklenen verimin alınamaması. As golcü olarak, geçen yılın gol kralı Mario Gomez’in yerini doldurması için Porto’dan kiralanan Vincent Aboubakar, ligde oynadığı 14 maçta 3 gol atabildi. Bir diğer forvet Cenk Tosun ise 16 maçta penaltılar hariç 5 gol attı. Selefleri Mario Gomez ve Demba Ba aynı sürede 10 golü aşmıştı.

Beşiktaş’ın Temel Problemi

Beşiktaş’ın gol sorunu aslında hücum opsiyonlarını çeşitlendirememesinden kaynaklanıyor. Son yıllarda tanıdığımız, dolu dolu oynayan, kısa-uzun-ara paslar, verkaçlar, duvar oluşturmalar, duran toplar, uzaktan şutlar hatta taçlardan bile pozisyon bulabilen hareketli ve sürekli arayan Beşiktaş gitmiş, yerine üretim yapamayan, durağan bir Beşiktaş gelmiş. Üstelik Beşiktaş’ı durdurmanın yolunu öğrenen rakipler önde baskı yaparak pas hatasına ve çıkarken top kaybına zorluyor, bu da Beşiktaş kalesinde yaşanan tehlikeli pozisyonlar olarak geri dönüyor.

Beşiktaş’ın sorunu temelde bu. Peki farklı hücum seçenekleri deneyememelerinin sebebi ne olabilir? Buna verilebilecek tek cevap var: gelenlerin gidenleri aratması, yani takıma yeni katılan futbolcuların kimlikleri büyük ölçüde Beşiktaş’ın futboluna ters. Aboubakar asla bir Mario Gomez olmadığı gibi, Gökhan İnler de bir Sosa değil. Bu boşluk takım içerisinden de doldurulabilmiş değil. Oynadıkları zaman Tolgay, Kerim, Olcay ve Ömer de sınırlı katkı yapabildiler. Tüm bunlara ek olarak, şampiyonlukta büyük payı olan Quaresma ve Oğuzhan da geçen yılki performanslarından çok uzaktalar. Oğuzhan sürekli pas hatası yaparken Quaresma da berabere giden maçta trivela, rabona deneyecek kadar konsantrasyondan yoksun görünüyor.

Savunma hataları da ilk yarı boyunca Beşiktaş’ın canını yaktı. Stoper transferi yapılmamış olması Tosic’i sol stopere kaydırmayla sonuçlandı ama bu geçici çözümün işe yaramayacağı Dinamo Kiev maçında anlaşılmış oldu. Rhodolfo’nun sakatlıktan döndükten sonra eski formunda olmayışı tüm yükü Marcelo’nun üzerine yıktı. Sakatlıklar, kart cezaları, üç günde bir maça çıkma derken savunma iflasın eşiğine geldi.

Sorun nasıl çözülecek?

Beşiktaş için çizdiğimiz bu “kara tablo” nasıl tersine çevrilebilir? Her şeyden önce devre arası iyi değerlendirilmeli, hem transfer hem de dinlenme anlamında. Bu yazı yazıldığı esnada Ryan Babel transferi açıklanmıştı. Talisca’nın da dönmesiyle hücum anlamında Beşiktaş’ın elinin biraz daha güçleneceğini söylemek yanlış olmaz. Fakat yine de, Beşiktaş’ın gerçek bir golcüye olan ihtiyacı geçmiş diyemeyiz. Bulduğu on pozisyondan üçünü tamamlayabilen, birini gole çevirebilen Beşiktaş, bu oranı yarı yarıya geliştirebilecek, gol vuruşu olan, tecrübeli ve adaptasyon sorunu yaşamayacak bir santrfor transfer etmeli. Bir de savunmayı toparlayabilecek, hızlı ve çevik bir stoper alınırsa Beşiktaş ikinci yarıya daha iddialı girebilir.

Tüm bunlara rağmen 16 maçta alınan 35 puan için başarısızlık denilemez. Zira geçen sezon oynanan futbolun yanına bile yaklaşamadan yalnızca üç puan az toplandı. Yine de ikinci yarıda Osmanlıspor, Galatasaray, Trabzonspor ve Başakşehir deplasmanlarına gidecek olan Beşiktaş’ın çok daha dikkatli olması gerekiyor. 4-5 maçlık bir galibiyet serisi, kupada ve Avrupa’da geçilecek turlar da takımın özgüvenini tazeleyecek ve futbolcuları yeniden şampiyonluk havasına sokacaktır.

Bir Cevap Yazın